Kendinle Bağrışmak: Yankı Odası

#Kişisel Gelişim

‘’Son teknoloji ürünlerle donatılmış, modern bir mağarada üç kişi, yalnızca önlerindeki ekranları görebilecek şekilde tutsak edilmiştir. Doğdukları günden bu yana yalnızca duvarlarda akan yazıları görmüş, etrafta yankılanan seslerden başka bir şey duymamışlardır. Dış dünyaya dair sahip oldukları tüm düşünceler, aynı kaynak neticesinde şekillenmiştir. Karşılarında gördüklerini sürekli tekrar ederek benzer seslerin kesintisiz biçimde dolaşmasına sebep olmuş, bu sayede kendilerini daima doğru yolda olduklarına ikna etmişlerdir.

Günün birinde, tutsakların ilki, bulunduğu ortamdan kurtulmak için mücadele ederken uzun uğraşların sonunda mağaradan dışarı çıkmayı başarmıştır. Kendi çabasıyla dahil olduğu bu yeni dünyada karşılaştığı manzara onu şaşkınlığa uğratmıştır. Gördüklerinin ve duyduklarının mağarada ona sunulanlarla çok da benzer tarafı yoktur. Burada, farklı düşünceler özgürce yer almaktadır ve herkes, kendi gerçekliğiyle var olmaktadır. 

Keşif gezisinde başka mağaraların, esirlerin ve ekranların bulunduğunu öğrenen eski tutsağın yüzünde acı bir tebessüm belirir. Tüm tutsaklara kendilerini özgür hissettiren, teknolojik duvarlar vardır. Tabuları yıkılır ve hızla, büyüdüğü yere döner. Arkadaşlarına, dış dünyada tecrübe ettiği gerçekleri hevesle anlatarak, onlara hür olmayı teklif eder. Diğer tutsaklar, duvarlardaki ekranlar ile taban tabana zıt olan görüşleri reddederek arkadaşlarının delirdiğini düşünürler. Ona şiddetle karşı çıkarak, esarete devam ederler.’’

Platon’un Mağara Alegorisi’ni güncelleyerek klavyeye aldığım bu hikâyenin ismi, Alper’in Sosyal Medya Alegorisi.

Yankı Odaları

Hikâyeden de anlaşılabileceği üzere bugünkü konumuz, yankı odası. Kavramın teknik olarak ortaya çıkış serüveninden bahsetmeden, günlük hayatımızdaki yansımalarına ve olası etkilerine değinmeye çalışacağım. Üzerinde düşüneceğimiz olgu daha çok, günümüz içerik tüketimine dair tavırlara ve bizim irademizle ya da irademiz dışı etkenlerle meydana gelen tek sesliliğe yönelik olacak. Bence, geleceğimizi tehdit eden unsurlardan biri, yanlış düşüncelerde takılı kalıp sorgulama alışkanlığını yaşamımıza dahil etmemek. Bunda elbette, sosyal medyada ortaya çıkan illüzyonun payı da var ki işte burada, filtre balonu kavramı karşımıza çıkıyor.

Herkes Benim Gibi Düşünüyor, Öyleyse Varım!

Filtre balonu, dijital ortamda tükettiğimiz içeriklerin değerlerimize, tercihlerimize ve ilgi alanlarımıza uygun şekilde sınırlanması anlamına geliyor. Özellikle sosyal medya uygulamaları, satın alabileceğimiz ürünleri sıkça karşımıza çıkarmakla kalmayıp bizi bir bütün olarak tanımlıyor ve bize dünyayı algılayış biçimimize, dinlediğimiz müziklere, hobilerimize hatta siyasi görüşümüze uygun içerikler öneriyor. Algoritmalar artık, bizi yakından tanıyor. Sistem, kişileri uygulamaların içinde daha fazla zaman geçirtmeye yönelik tasarlanmış olsa da bir diğer yönüyle neleri tüketeceğimizin kararını nihayetinde bize bırakıyor. Demek istediğim o ki dijital evrende kendi dünyamızı, kendimiz oluşturuyoruz. Oldukça kullanışlı fakat bir o kadar da tehlikeli, öyle değil mi?

Gerçek yaşama aykırı biçimde, herkesin bizim gibi düşündüğü algısı böylelikle ortaya çıkmış oluyor. Kendi medyalarımızda tükettiğimiz içerikleri farklı görüşlere de yer verecek biçimde dizayn etmezsek, benzer görüşlere maruz kalarak işin sonunda, her konuda haklı olduğumuza inandığımız bir sanal gerçeklik yaratabiliriz. Bu, kendimize yapabileceğimiz büyük bir kötülük. Bize ait olmayandan tümüyle uzak durmak, uzun vadede körelmemize sebep olabilir.

Açık Görüş

İnsan, yeni düşüncelerle temas ettikçe gelişir, sorguladıkça taze kalır. Farklı bakış açıları, doğruya ulaşma yolunda yakıt görevi görebilir. Buradan hareketle, sosyal medyanın kişiler için oluşturacağı yankı odalarının, zaman içinde yeni fikirlere kapalı hâle gelmeye sebebiyet vereceği söylenebilir. Hem bireysel hem de toplumsal anlamda tahammülsüzlük ve kutuplaşma, çağımızın önemli bir problemi. Bu nedenle, açık görüşlülüğü benimseyerek teknolojinin sunduğu bilgi çeşitliliğini lehimize çevirmekte fayda var.

Sonuç olarak, peşin hükümden uzak, dürüst eleştirel bakış normalimiz olmalı. Medya tüketim alışkanlıklarımız yeniden gözden geçirilerek faydalı kişi ve kanallar takip edilmeli, karşıt fikirlere objektif yaklaşma olgunluğu kararlılıkla sergilenmeli. Her birimiz, kendi dijital dünyamızda kimlerin sesini duyup, kimleri sessize alacağımız konusunda özgürüz. Hayat görüşümüze etki etme potansiyeline sahip içerikleri tüketirken, bu durumun ne denli ehemmiyetli olduğunun bilincine varmak, birçok şeyi değiştirebilir. Siz de birileri tarafından oluşturulmuş yankı odalarında savaşarak kendinizle bağrışmak yerine, barışmayı seçebilirsiniz.

Dies ist die Überschrift

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Ut elit tellus, luctus nec ullamcorper mattis, pulvinar dapibus leo.

Dies ist die Überschrift

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Ut elit tellus, luctus nec ullamcorper mattis, pulvinar dapibus leo.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere. Dikkatli olun. 🙂


Alper